Haftanın Sergisi 21

-
Aa
+
a
a
a

Haftanın Sergisi – 21

 

Şerif Erol: Hoşgeldin.

 

Haldun Dostoğlu: Dışarısı felaket, hiç dışarı çıkmamanı tavsiye ederim.

 

ŞE: Öyle mi? Kar yağışı mı?

 

HD: Kar yağışı, kötü bir hava, gri, yağmur-kar karışık, insanda hiç keyif bırakmıyor. Geçen hafta bahar geldi sevincini yaşamaya tam başlamıştık ki...

 

ŞE: Aldatıyor bu havalar insanı. Tabii karın çok daha kötü yüzlerini gördük, onun için...

 

HD: Evet, ağır karlar gördük, birazcık da galiba onlar bizi yordu ki ruhen ve bedenen, artık bir an önce bahar gelsin ve bedenimiz de, ruhumuz da ısınsın istiyoruz. Bu nedenle Mart'ta gelen bu sürpriz atak hepimizin canını sıktı, ama çok sürmeyeceğini tahmin ediyorum. Eskilerin bir lafı vardır “Mart 9’dan sonra tersine döner” diye.

 

ŞE: Bir hafta kadarmış zaten. Bir de programımıza böyle bir mutabakat havası içerisinde başlamak rahatlatıyor.

 

HD: Şerif beni kandırma! Amma illa mutabakatı bozmamız gerekirse bir konu bulabilirim.

 

ŞE: Ne var gündemde plastik sanatlar dünyasında?HD: Senin ilgini çok çekeceğini tahmin ediyorum: Çıplak. İki gün önce Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde “Çıplak” adıyla bir sergi açıldı, küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu’nun yaptığı sergi. Aslında Levent Çalıkoğlu dikkat çekici bir soru sorarak sergiyi inşa etmiş; diyor ki, “hangi estetik ve öznel gerekçelerle yapılmış olursa, hangi toplumsal ve kişisel cinsiyet hiyerarşisinin pekiştirilmesine katkıda bulunursa bulunsun, çıplak olma hali iki temel soruyu kışkırtır: Bu beden neden çıplak, ona kim bakıyor?"

 

ŞE: İlgimi çekmeye başladı doğrusunu istersen.

 

HD: Bütün akademilerde, dünyada güzel sanatlar eğitimi veren akademilerde çok uzun yıllar eğitimin en temel süreçlerinden bir tanesi -bir çok okulda hâlâ da sürdüğünü zannediyorum- öğrencinin karşısına bir model oturtulur ve yıllarca, kimi okullarda bir yıl, kimi okullarda 4 yıl süre ile o beden çalışılır, resmedilir. Bu tür bir çıplak var, bunu sergi metninde, kitapta Levent Çalıkoğlu da dile getiriyor. Bir de muhayyileden yapılan çıplaklar var, yani bir modele bakılmadan yapılan çıplaklar var. Asıl ilginç olan, sanatçının asıl fantezilerinin yeşerdiği, uç açtığı çıplak o tabii. Karşısındakinin gördüğü çıplağı resmetmek yerine, hayalindeki çıplağa ulaşma arzusu, sanatçının bu alandaki yaratıcılığını her bir sanatçı için farklı uçlara sürükleyebiliyor. Çalıkoğlu az önce sorduğu, “bu beden neden çıplak ve ona kim bakıyor?” sorusunun devamında şöyle açıklıyor, “sergi bu iki soruya cevap arayan farklı içerikli yapıtlardan oluşturuluyor. Çıplak adlı serginin kurgusu da kendisine özgü bir düzenleme ile dönüştürüldü. Sergi vesilesiyle seçilen yapıtlara 20. yüzyılda bedenin, vücudun, çıplaklığın, erotizmin kullanımına ilişkin tarifler getirmeye çalışan yazar ve düşünürlerin metinleri eşlik ediyor”. Çalıkoğlu serginin kurgusu hakkında şunları söylüyor, “seçilen resimler benzerlik gösterebilecek bir gruplandırmaya tabi tutulmadan ilişkilendirildi, bazen de tek başlarına özgürce konuşmalarına olanak tanındı. Sergi mekanının içerisinde dolanacak olan yazı ise bir yol gösterici olarak değil, daha çok sendeletici, imgeyi kıran bir işaret olarak kendi bağımsız akışına bırakıldı. Yeri geldiğinde istiflendi, ucuca eklenen anlamlı bir örgüye dönüştürüldü. Fakat ne yazının ne de imgenin birbirini kuşatmasına, keskin ve belirgin referanslar doğurmasına müsaade edilmedi. Bu nedenle her iki gösterilenin de çıplak bir belirteç olarak okunmalı ve kavramları hayal gücünün çağrışımlarına bırakmalı. Yapıtlar açık bir şekilde çıplak vücudu konu edinseler de çıplaklığın hayal gücü ile ilintili olduğu unutulmamalı” diyor Çalıkoğlu. Aslında çok çalışılmış ve donanımlı bir sergi, ama bende şöyle bir izlenim bıraktı, sanki bu sergi Milli Reasürans sergisinin de olanaklarının elverdiği bir çapta düzenlenmiş bu sergi. Öyle hissediyorum ki Çalıkoğlu bunu birkaç sene sonra daha büyük bir mekanda, daha kapsamlı bir sergiye, 20. yüzyılın tüm sanatçılarını belki de daha geniş bir sanatçı kesimini kapsayacak bir şekilde yeniden ele almayı eminim düşünüyordur; alacağını da, alması gerektiğini de arzuluyorum, çünkü bu sergiyi izleyen sanatçıların muhayyilesine de katkıda bulunacak, onlara yeni bir enerji verecek bir gücü, potansiyeli var bu serginin. Dolayısıyla da haftanın sergisi olarak bugün söz etmek istediğim ve önerdiğim sergi de bu oluyor. Sergi 2 Mart’ta açıldı ve 27 Mart’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisinde devam edecek. Serginin tam adı “Başka birinin yol haritası: Çıplak”.

 

Bu arada diğer sergileri de istersen bir hatırlayalım; Argun Okumuşoğlu’nun bugün bir sergisi açılıyor, G Art’ta. G Art’ın ‘G’si Gima’nın ‘G’sinden geliyor, Dolmabahçe stadyumunun hemen arkasındaki Lunapark’ın yanında yeni açılan bir komplekste bu galeri. Yarın açılacak olan sergi ise İş Bankası Parmakkapı Sanat Galerisi'nde, genç kuşak sanatçılardan Utku Derbent’in sergisi 26 Mart’a kadar sürecek. Galeri Binyıl’da Mehmet Güler, Apel’de Raziye Kubat, Teşvikiye Sanat Galerisi'nde Fikret Yavuz Çetin, Artspace’de İbrahim Örs, İlayda Sanat Galerisi'nde Nihat Kemankaşlı, İş Bankası Kibele’de Devrim Erbil, Cam Galeri’de Figen Cebe, Kare Sanat Galerisi'nde Şükriye Dikmen, Fransız Kültür Merkezi'nde Handan Börüteçene ve Laurence Forbin’nin birlikte sergisi, Galeri Nev’de Tayfun Erdoğmuş, Garanti Sanat Galerisi'nde Yazıyapı sergisi bu hafta da süren sergiler.  

 

(4 Mart 2004 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)